Arşivler

Manevi Nefes

Bir gün, üstadım Mahsenli Ali Efendi Hazretleri, beni evlerine çağırdılar. Vakit kaybetmeden Mahsen Köyü’ne doğru yola çıktım. Akşam üzeri köye vardım ve kendilerinin hane-i saadetlerine misafir oldum. Huzurlarında bulunup kendilerinin bir süre sohbet ve muhabbetlerine nail oldum. Yatma vakti geldiğinde, Ali Efendi hanımına: “Hanım, yatakları hazırla, Sıddık’ın yatağı da yanımızda olsun, Sıddık bizim evladımızdırbuyurdu.

Ali Efendi Hazretleri’nin hanımları, muhterem annemiz, benim için de bir yer yatağı hazırladı. Efendim Ali Efendi Hazretleri, benim hemen yanı başımdaki yatağa uzanıp mübarek başlarını yastığa koydular. Ben de hemen uyumaya çalıştım.

Henüz uyumuştuk ve çok geçmemişti ki, bir sakal, göğsümden ağzıma doğru geliyor ve bir ses bana, Oğlum Sıddık, feyz aldiyordu. Bu nidayla uyanıp hemen etrafıma baktım. Ancak odada hiç kimse yoktu. Ali Efendi Hazretleri yatağında yatıyordu. Kendi kendimerüya gördüm galibadiyerek tekrar uyumaya başladım. Yine az bir zaman geçtikten sonra, aynı sesi duydum, aynı şekilde bir sakal, göğsümden ağzıma doğru geliyor ve Oğlum Sıddık, feyz al diyordu. Ancak etrafa baktığımda, oda içerisinde ne bir kimse ne de anormal bir durum vardı. Biraz heyecanlı ve kafam karışık olarak tekrar yatıp uyumaya çalıştım. Biraz sonra yine aynı şeyler üçüncü kez tekrarlandı. Ancak, bu sefer kalkıp etrafa baktığımda, Şeyhim Ali Efendi Hazretleri diz üstü oturmuş, Huesması çekiyordu. Bir anda yaşadığım olayı anlayarak, yerimden kalktım ve kendilerine dâhil oldum. Birlikte sabah namazına kadar zikir çektik. Zikre başladığımız andan bitimine kadar büyük manevi haller ve hissiyatlar yaşadık. Öyle ki, ağzımızdan çıkan her bir esmayı, bir melek gelip kapıyordu. Üç kanatlı, beş kanatlı ve yüz kanatlı melekler etrafımızda nurdan helezonlar çiziyor ve yerden Arş’a kadar uzanan bir köprü kuruyorlardı. Bu yaşananları Ali Efendi Hazretlerine zikrullahtan sonra sorduğumda, kendileri bana: “Evladım, bizlerin bedenleri nasıl maddi gıdalarla besleniyorsa, meleklerin gıdaları da maneviyattır, yani zikirdir. Beden bir maddedir, maddeyi madde ile beslersin çünkü onun gıdası ondadır. Ruh ise bir madde değildir, o bir cevherdir, bir mânâdır. Mânânın da gıdası zikirdir. Allahû Azimüşşan Hazretleri, Rad Suresi’nin 28. ayetinde Kalbler, ancak Allah’ı zikretmekle tatmin olur buyurmuştur. Tatmin olmuş bir kalb, Rabbi ile beraberdir. Bundan dolayı da Efendimiz Allah Resulü Aleyhisselam Hazretleri: “Şüphesiz aziz ve celil olan Allah, ben kulumun beni zannettiği gibiyim. Kulum beni anarken ben muhakkak onunla beraber bulunurum. Eğer o beni gönlünde gizlice zikrederse, ben de onu gönlümde zikrederim. Eğer o beni bir cemaat içinde zikrederse, ben de onu o cemaatten daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim. Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak varırım. buyurdular.

Ya, işte Sıddık evladım. Zikir, tam olarak budur. Bugün ben Rabbime yakınlaştım desen, vallahi yalan olmaz.buyurdular.”

Reklamlar